Hüküm: Şeriatın Beşeriliği-II-
Tekvini emir ile teklifi emir arasındaki ayrımı yalnızca İbn Arabi'nin kavramsal dağarcığına borçlu bir miras olmaktan çıkarmak, bu ayrımın altında yatan mantıksal ve ontolojik yapıyı açığa çıkarmayı gerektirir. Burada iki ayrı Tanrı tasavvuru değil, iki ayrı buyruk mantığı söz konusudur. İkisini birbirinden ayıran ölçüt, buyruğun yöneldiği nesnedir: Bir şeyin var olmasına mı, yoksa var olan bir failin bir eylemde bulunmasına mı? Kurucu buyruk, doğrudan varoluşa yönelir. "Ol" denildiğinde meydana gelen şey, bu emre itaat edildiği için gerçekleşmez; emrin kendisi, o şeyin varoluşundan başka bir şey değildir. Buyruk ile sonucu arasında zamansal ya da nedensel bir aralık yoktur; ikisi aynı anda, aynı ontolojik düzlemde tezahür eder. Bu yüzden kurucu buyruğa karşı gelmek kategorik olarak imkânsızdır: Karşı gelmek, buyruğun gereğinin gerçekleşmemesi anlamına gelir; oysa burada gerçekleşmeme hali, buyruğun hiç verilmemiş olmasından ayırt edilemez. Var olan her şey, sırf var ol...