Kayıtlar

Hüküm: Şeriatın Beşeriliği-II-

Resim
Tekvini emir ile teklifi emir arasındaki ayrımı yalnızca İbn Arabi'nin kavramsal dağarcığına borçlu bir miras olmaktan çıkarmak, bu ayrımın altında yatan mantıksal ve ontolojik yapıyı açığa çıkarmayı gerektirir. Burada iki ayrı Tanrı tasavvuru değil, iki ayrı buyruk mantığı söz konusudur. İkisini birbirinden ayıran ölçüt, buyruğun yöneldiği nesnedir: Bir şeyin var olmasına mı, yoksa var olan bir failin bir eylemde bulunmasına mı? Kurucu buyruk, doğrudan varoluşa yönelir. "Ol" denildiğinde meydana gelen şey, bu emre itaat edildiği için gerçekleşmez; emrin kendisi, o şeyin varoluşundan başka bir şey değildir. Buyruk ile sonucu arasında zamansal ya da nedensel bir aralık yoktur; ikisi aynı anda, aynı ontolojik düzlemde tezahür eder. Bu yüzden kurucu buyruğa karşı gelmek kategorik olarak imkânsızdır: Karşı gelmek, buyruğun gereğinin gerçekleşmemesi anlamına gelir; oysa burada gerçekleşmeme hali, buyruğun hiç verilmemiş olmasından ayırt edilemez. Var olan her şey, sırf var ol...

İbn Arabî'de İktidarın Dili: İkna ve Meşruiyet — Nuh Kıssası Örneği

Resim
Nuh Fassı, ilk bakışta tenzih ile teşbih arasındaki gerilimi işleyen metafizik bir metin gibi görünür. Ama metni bir kez "kim, kime, nasıl seslendi de dinlenmedi" sorusuyla okumaya başladığınızda, karşınıza çıkan şey aslında bir başarısızlık anlatısıdır ve her başarısızlık anlatısı gibi, bir otorite, bir dil, bir ikna sorunu taşır. Bu yazının derdi, Fusus'u bir kez daha şerh etmek değil; İbn Arabi'nin Nuh'u nasıl bir siyasal fail olarak kurduğunu göstermek ve bu kurgunun bugün elimizde tuttuğumuz bazı soruları (temsil, meşruiyet, ikna, otoritenin dili) nasıl aydınlatabileceğini düşünmektir. Metnin en çarpıcı cümlelerinden biri şudur: Nuh, kavmine iki ayrı davet yöneltmiştir, biri gizli, biri açık; biri akla ve ruha, biri bedene ve maddi benliğe. Bu, İbn Arabi'nin kendi icat ettiği bir ayrım değil, doğrudan Nuh suresine dayanır: Nuh önce "Ben onları açıktan açığa davet ettim" der (Nuh, 71/8), sonra "Sonra bunu hem gizli, hem açık söyledim" d...

Tanrı’nın Tercümesi Kur’an’ın Psiko-Politik Okuması Üzerine Dördüncü Deneme: Travma İktidarı Nasıl Kurar

Resim
  Kur’an kıssaları, klasik tefsir geleneğinde genellikle ahlaki öğütler veya tarihsel ibret olarak toplumsal düzeni sağlamak amaçlı okunmuştur. Ancak Yusuf Kıssası, bu geleneksel okumanın sınırlarını zorlayan; vahiy, rüya, arzu ve iktidar arasındaki girift ilişkileri ifşa eden derinlikli bir manifesto niteliği taşır. Modern siyaset felsefecisi Carl Schmitt’in “Modern devlet kuramının tüm önemli kavramları, dünyevileştirilmiş ilahiyat kavramlarıdır” tespiti, Yusuf’un hikayesinde görünür hale gelir. Yusuf’un kuyu dibinden Mısır’ın iktidar zirvesine giden yolculuğu, sadece bir peygamberin biyografisi değil, aynı zamanda iktidarın meşruiyet kaynağının “rasyonel olandan” değil, “bilinçdışından” neşet ettiğinin psiko-politik tarihsel anlatısıdır. Yapmak istediğimiz şey; iktidarın rasyonel bilgiyle değil, travmayı sistematize eden irrasyonel/dikey bir epistemolojiyle kurulduğunu ve vahyin, rasyonel aklın kurucu temeli olduğunu tartışmaya çalışmaktır. Yusuf’un iktidar yolculuğunun en çarpı...