Devleti Kurmak: Peki, Hangi Devlet?
Türkiye, köklü tarihî hafızası ve jeopolitik konumu itibarıyla yalnızca bir ulus-devlet olmanın ötesinde, insanlığa yeni bir medeniyet tahayyülü sunma potansiyeli taşıyan bir düşünce merkezidir. Osmanlı’nın çok-kültürlü, çok-dinli yapısı ile Cumhuriyet’in radikal modernleşme çabası, aynı topraklar üzerinde iç içe geçmiş ve Türkiye’ye yalnızca tarihî bir miras değil, aynı zamanda özgün ve derin bir varoluş zemini kazandırmıştır. Bu konum, ne salt bir geçmiş özlemi ne de sığ bir ilerleme retoriği ile açıklanabilir. Tam aksine, bu iki damarın diyalektik bileşiminden, insanlığın ortak geleceğine ışık tutabilecek epistemolojik ve ahlaki bir birikim doğmaktadır. Ahlaki üstünlük, burada retorik bir kavram olmanın ötesinde, hakikati temsil ve tesis etme iradesidir. Hakikat ise soyut bir ideal değil; toplumsal ve siyasal düzende adaletin, özgürlüğün ve hafızanın kurumsal karşılık bulmasıdır. Türkiye’nin insanlığa sunabileceği asıl değer, bu üçlü sacayağını —hafıza, adalet, özgürlük— kendi tarih...