Devlet, Hegemonya ve Din: Kapitalizmin Zaferinde Bir Faktör Olarak Dini Örgütlenme
Devlet ve onu araçsallaştıran iktidar mekanizmaları, temel işlev olarak halkın aydınlanmasından ziyade, onun ihtiyaçlarının yönetilmesi ve giderilmesi ilkesini merkeze alır. Bu, Antonio Gramsci'nin kavramlaştırmasındaki hegemonya sürecinin özünü oluşturur: yönetici sınıfın, toplumsal rızayı, zora dayalı baskıdan ziyade, gündelik hayatın ve temel ihtiyaçların yönetimi yoluyla üretmesidir. Bu ihtiyaçlar, piyasa ekonomisinin dinamikleri içinde şekillenir; sermaye gruplarının başlıca aktör, üretim süreçlerinin ise kaynak tahsisi ve arz-talep dengeleri üzerinden yürüdüğü bir düzlemde ilerler. Bu sistemde, toplumun "ihtiyaç" olarak tanımladığı şey, büyük ölçüde piyasanın sunduğu olanaklarla kurgulanır. Bu, hegemonyanın "sağduyu"yu (common sense) inşa etme mekanizmasının ta kendisidir; piyasa tarafından dayatılan mantık, zamanla toplumun kolektif aklında tartışılmaz, doğal bir gerçeklik haline gelir. Örneğin, beslenme ve barınma gibi temel insani gereksinimler dahi, tü...