Ana içeriğe atla

İslamda insan hakları

Mektep'de din dersi, kitabın başlığı "İslamda insan hakları" ve kitabın yazarları döktürmüşler; islamda şöyle insan hakları var böyle hakları var diye... 
Öğrencilerime dedim ki "Elinize bir kalem alın..."  Aldılar..
-O başlığı kalın çizgilerle karalayarak silin... Sildiler
-Şimdi üzerine; "İslamda insan hakları diye bir konu yok, geri zekalı yazar" yazın dedim. Tabi gülüşmeler başladı. Bir yandan da bir kaçı itiraz ediyor "Hocam islamda insan hakları olmaz mı?" vs... 
-Tamam o zaman şöyle yapalım, insan hakları beyannamesini tekrar hızlıca okuyalım sonra da bana o maddelerden birini islamda öğretildiğini gösterin... dedim. Biraz tatışmadan sonra gösteremediler... --
-Peki Hristiyanlıkta var mı? diye sordum... 
-Hayır... dediler... Vesair dinlerde? Hayır.... Budizm vs.. Hayır.
-Demek ki hiç bir dinde insan hakları yok... Peki neden böyle düşündünüz mü? dedim.. İsterseniz ben size anlatayım. İnsan hakları modern yani çok yeni bir kavram. İnsan hakkı olarak öğrendiğiniz pek çok şey aslında; kitaplardan okuduğunuz o sanayi devrimi, ardından mal mülk edinme, zenginleşme, devlet düzenin değişmesi gibi pek çok insani süreçlerin, yaşamların değişmesi ile ilgili. Peki dinler, bu insan hakları beyannamesine karşı çıkıyor mu? sordum...
-Hayır... dediler
-Heh! İşte mesele bu... mesele, bir şeyin dinde olup olmadığı değil, dinin o şeye kaşı çıkıp çıkmadığını görebilmeniz.
Ben mesala; insan haklarına karşıyım ama oysa İslam dini değil, diğer dinler de.... dedim.
-OOooo Hocam neden karşısın... dediiler..
-Ben insana karşıyım' dedim hepsi güldü... zildi çaldı ders bitti... ama ben samimi olarak söylemiştim son cümleyi...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

İbn Arabi Abimizin Tedbiratı İlahiye adlı eseri, insan devlet modelimiz

İslam sufi ve düşünürü rahmetli İbn Arabi abimizin Tedbiratı İlahiye adlı eseri, Aristonun; siyaset, devlet mevzusunu ele aldığı Politika olarak isimlendiren; devleti tartışma mevzu yaptığı kitaptan mülhem, insanı merkeze ele alarak neşrettiği kitabıdır. Yani Aristo denen zat, insanın kendi amacına, iyisine, mutluluğa ancak toplum ve devlet düzeni içinde erişebilir teorisini geliştirirken, rahmetli İbn Arabi, dünyevi mutluluğun insanın kemalata uluşmasında arar. Bu bize her iki medeniyetin varlığı, insanı nasıl ele aldığını gösteren bir özellik arz eder. Şöyle ki; Batı toplum ve varlığını, mutluluğunu kollektif bir oluşumla bireyselleştirirken bizde bireyin mutluluğu kendini gerçekleştirme, insani kemalata uluşmakta çoğullaştırır. Yani Batı için çoğunluğun yansıması olan birey varken bizde insanın meydana getirdiği topluluk vardır. Batının bütün kalabalıkları hepsi birbirine benzeyen bireylerken ki; yaşam, siyaset, ideoloji, hayattan beklenti, üretin, tüketim alışkanlıları gibi hep

Pis Bir roman yazmak: Üçücü bölüm Ana karakterden sonraki ölü

Hep pis bir roman yazmak istedim. Ne kadardır düşünüyorum tam olarak bilmiyorum ama bayağı bir zaman geçti üzerinden. İğrenç bir şeyin romanını yazmak, içimdeki pisliği çıkarıp atmak için bir araç sanki. Hepimizin içinde bir pislik var. İğrençlik, kokuşmuşluk. Aldığım notlardan birinde; umum tuvaletin alafranga taşının kenarlarına sıçramış sidik ve dışkı artıklarının biriktiği yerin tam ortasına bırakılmış bok yığının bir psikopat tarafından, ağzından salyalar akarak onu yalamasını anlatan ve o boku yiyinci de süper kahraman olduğunu hayal ettiren bir gerilim ve macera romanı yazmaya dair metinler vardı. Fakat bu pis bir roman olmayacaktı vazgeçtim. Ya da bir hastahane müdürünün morgda ölülerin tırnaklarını kesip onlarla koleksiyon yaptığını... Aslında bu harika bir fikirdi. Şimdiye kadar hiç bir hikaye ve romanda böyle bir karaktere rastlamadım. Fakat bir hastane müdürünün bu kadar psikopat olmasının ve bunun bir roman olarak bestseller olması halinde yakalayacağım şöhretin ardından;

Anlatsana bir kasiyerin başından geçen hikayeleri yiyorsa!

Hep anlatacağım bir masalım vardır. Bir sekilde masallar hikayeler uydurabilirim, hiç durmadan. Siz bilmezsiniz ama ben masallar dinleyerek büyümüş bir çocuktum. İnsanın mahalle mektebinden mezun bir büyükannesi olunca, okuduğu Osmanlıca hikayelerinden inanılmaz kahramanlar kalır aklınızda. Sanmayın bunlar cenk masalları… Hayır, bunlar basbayağı Ali Baba ve Kırk Haramiler gibi Acem, Arap masalları. Mesala Dede Korkut’tan Tepegöz hikayesini, ben ilk kez büyükannemden dinledim.  O, Latin alfabesi bilmediği içinse mektebe gitmiş; okuma- yazmayı öğrenmiş. Biz torunlarına kitap getirir yahut bir yerlerden eline geçmiş kağıt, takvim yaprakları okuturdu. Demek istediğim o masallar güzeldi…   Ben ilk hikayemi ilkokul üçüncü sınıfta yazdım. En son hikayemi ise geçenlerde bir kağıt üzerine iliştirdim ama şu anda kağıdı bulamıyorum. Yeri gelmişken şunu da söyleyeyim, hikaye yazmakta pek iyi olduğum söylenemez. Kurgu sorunlarım var. Sonra karakterlerin birbirinden faklı dünyalarını aktarm