Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ekim, 2021 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Böyle taktiklere hep hayran kalmışımdır

Hikayeyi en baştan almalıyım. Fakat hikayenin nereden başladığını bilmiyorum. O nedenle "en başa" dönmeyeceğim, dönemem. Nazmi Abi'nin hikayesini yazmak çöplüğü tanımak bilmek demek. Ben çöplüğü evdeki kadar biliyorum, oysa çöp onun için bir ekmek kapısı, fabrika, iş, aş... Kahramanımız Nazmiyi tanımak için uğraşmadım, hatta hiç desem çok doğru olur ama sanırım o benimle tanışmak için uğraştı. Tanışmasının bir tesadüf olduğu kanaatinde asla değilim. Onun yaşamında tesadüflere yer yok. Her işi planlı, programlı. Çünkü o bir çöpçü! Çöp ayıklayıcısı... Çöpün belediyeye ait kamyonlarca çöp toplama alanlarına getirilme saati, araçların gövdelerinin yere yakınlığına göre -taşıdıkları yükün ağırlığından- ne olabilecekleri, çöpçülerin o gün elbiselerinin ne kadar kirlenmiş veya temiz kaldığını gözlemlemek, keyflerinin, yorgunluklarının ne kadar olduğunu anlamak; bütün bunları kısa zaman aralığında çözmek çöpten para kazanmanın tesadüflere bağlı olmadığını, planlı programlı olmak

"Oğlum Nusret, biraz ülke sorunlarıyla ilgilen!

Beton gibiyim. Huzursuz bacak sendromu beni bitirecek.  Camın önünde gerilmiş kaslarımı esneterek açmaya çalışıyorum.  Güneşin ilk ışıkları, gökyüzüne birikmiş yağmur bulutlarının arkasından kendisini göstermeye çalışıyor. komşunun balkona astığı çamaşırların rüzgarın etkisiyle uçuşmasına bakmak ne kadar pis bir duygu. İnsanların mahremlerini takip ediyormuş gibi geliyor. Halen camdan, balkondan uzun uzun dışarıya bakmaya alışamadım. Ocağa koyduğum çay suyunun kaynamasına az kaldı, alt kattan yükselen bebeğin çığlıkları odayı dolduruyor. Onun da midesi boş, sabah emzirme çağrısında bulunuyor; ağıt yakarak... Eskiyen lastiğiyle sarkmış olan aşofmanım, üzerimden aşağı doğru düşüyor, ayaklarımın tırnakları uzamış, küçük parmağımın nasırı iyice sertleşmiş. Halının kenarına damlayan kahve lekesi halen orada duruyor. Oysa iki haftadan fazla zaman geçti. Halen leke gitmemiş, Acaba odanın bu köşesine fazla gidip gelmiyor muyum. Banyo yapmam lazım. Sevgilim olsa sevişirdik. Bu yaşta! Çay suyu k

Yeni bir dil uydurmak gerekir mi acaba?

İnsanın yaşamı boyunca kendisi için maliyet açısından en yüksek ürün; natık/söz... Hayatımız boyunca yaşamak için besleniriz. Yaşamımızın en etkileyici ürünü ise konuşan/sözlü bir canlı olmamızdır. Beslenmemiz, en iyi ürünleri tüketmemiz, en sağlam barınaklarda kalmamız hepsi yaşamak, yaşayan bir canlı olarak da konuşmamızı sürdürmek için. İnsanın aç kalınca en az yaptığı şey konuşmak. Çünkü konuşurken insan çok fazla enerji harcar zira beyinin en faal olduğu zaman dilimlerinden biridir. İnsan konuşmaya başladığı andan itibaren kelimeleri üretmeye başladı ve kelimeleri belli bir sistematik içinde kulanması gerektiğini farketti. Konuşmaktan amaç ise karşındakine ulaşmak kendini anlatmak ve onu anlamak içindir. Kendini anlaman için konuşman gerekmez. Doğru yanlış tanımları ötekiyle kurduğumuz ilişkiyle oluşan kavramlardır. Bu nedenle -belki de- konuşmaya başlamak aynı zamanda diğer insanı öteki yapmaktır. Dinleyenin seni anlaması için belli bir sıralama ile konuşman gerekir. Bu sıralama

Kedinin sidiği benim unutmuşluğum

  Aslında bütün mesele benim yazmayı düşündüğüm hikayenin daha etkileyici hatta okuru provake etmek için iğrenç bir paragraf cümlesiyle başlama hevesimle ortaya çıktı. Evin salonuna kakasını ve işeğini bırakarak ortalığı haftalarca geçmeyen koku sarmalına neden olan bir kedinin yüzsüzlüğünü, aymazlığını anlatacaktım. Kedi kahramanların hikayecilikte çok fazla kullanıldığı aklıma geldi. Hem bir kedinin biyografisinin kime ne faydası olabilirdi. Her ne kadar faydacı edebiyata inanmasam da satmayacak, okunmayacak bir hikayenin bana ne faydası olabilirdi ki. Bütün faydacı endişem bu aslında. Kedi hikayesinden vazgeçip daha çok dikkat çekecek bir soruna yöneldim. Yere atılmış onlarca şekerlemenin, ayakkabımın topuğuna yapışmış olan parçacıklarının tabanından çıkardığı sinir bozucu "cık cık" sesleri, artan market fiyatları, yükselen dolar, halen alamadığım evim, beni terkeden düşüncelerim bütün bunların arasında kalan kimdi onu yazmalıydım. Marketten çıktım evin yakınına geldiğim

Konumuz: Tekerleği bulanın Allah….

Yazılarıma çoğunlukla konuya ilgisiz bir giriş cümlesiyle başlarım. Bu tutumum sanırım; her konunun kendi yapısal özelliği gereği ilgisiz gördüğümüz olgularla ilişkili olduğu kanaatimin bir sonucu. Konu: bir sorunun belli bir mantıksal kurgulama üzerinden muhatabanıza aktardığınız düşünce, olay ya da olgulardır. Eğer bir şeyi mantıksal örgüler içinde ifade edemiyorsanız; konu olmaktan çıkar ve değersiz bir şeye dönüşür. ‘ Şey’   diyorum çünkü tanımlanamayan her yapı şey olarak isimlendirilir. Eğer siz anlatacağınızı -o her neyse- bir konuya dönüştüremediyseniz farklı şekillerde tanımlanacaktır ki bu da muhatabınızın tanımlama yetkisini, hakkını ele aldığı yerdir. Yani siz artık tanımlanansınız. Her ne kadar “ şey”   sizin  anlatmak istediğiniz mevzu ise de. Fakat konuya ilgisiz olarak düşünülen sorunu, doğru bir mantık ve yapısal sorunla ilişkili -dolaylı veya dolaysız- olduğunu ifade ederseniz o vakit ilgisiz olan cümleleriniz ilgili olan konuyu bütünleyen bir giriş paragrafına dönüşü