1 Mayıs 2018 Salı

işin doğrusunu söylemek gerekirse

doğrusunu söylemek gerekirse; metinler üzerinde çalışırken bir şeye çok dikkat ediyorum. o da metnin muhatabının anlama seviyesini değil, benim o metinde anlatmak istediğim şeyle kendi seviyemi eşitlemeye çalışmak. yazanıyla metin arasındaki seviye eğer birbirine yakın değilse ve yazıcı metinden daha geride ise metnin okuyana ulaşması çok zordur. Metni okuyan o konu hakkında bir bilgiye sahip olmasa dahi okurken kendisini o konuya hakim gibi hissetmelidir. eğer bir metin, okuru için ulaşılamaz gibiyse aslında yazanın, yazdığı mesele hakkında bilgi ve kanaatlerinin sathi; yüzeysel olduğunu gösterir. anlatmak istediğiniz şeyi metinde ne kadar kendi kullandığınız dile, kalıp ve deyimlere yaklaştırırsanız o metin, okuyan için de o kadar anlaşılır ve ulaşılır olacaktır. örneğin; anlatımdaki mazmunu (içeriği) kavramlar, açıklamar, açıklamar, açıklamalar... gibi bir birine bağlı cümleler kurmak yerine tek ve kısa ama bana yakın olmasına dikkat ederek kurarım. yazma sürecimde komplekse kapılarak bir kelime, kavram, cümle yazmam. şu meseleyi şöyle anlatayım ki benim ne kadar da bilgili biri olduğumu farketsinler diye bir kasıntım olmaz. tersine; cahil, ot kafa biri dahi yazdıklarımı okuduktan sonra benle, aptal aptal tartışmaya girmesini önemserim. ne de olsa o cahil de kendine güven kazanmıştır.
oysa yürüyen merdivenler hep alış veriş merkezlerinde oldukça fazladır. hatta metro duraklarında dahi olmasına rağmen otobüs durağında bulunmaz. bakkal ve manavın olmadığı bir yaşam alanının ne kadar insani olabilirliğini ise bir dahaki sefer yazarım. 
ne yaw bu; yaz yaz bitmiyor...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder