14 Kasım 2017 Salı

Malumunuz kalemin gücü aslında yazarın kendisiyle ne kadar barışık aynı zamanda bu barışıklığın bir çatışma halini de getirdiği meselesiyle ilgilidir. Yazma işi hiç bir zaman kompleks ve karmaşık duygu ve düşünceleri, gelgitleri kaldırmaz. Özellikle yazıda basitliği ve aynı zamanda içtenliği severim. Uzun cümleler sağa sola sarkan kelimeler, hareketli olsun derken eli başı kötü oynayan cümleler... Bütün bunların benim okuma zevkimi yok ettiğini söyleyebilirim. Gülen birin güldüğünü yazmak, dudak ve mimik haraketlerini göstermek gibi anlatımların duygu bütünlüğünü oyunculuk yaparak değil bir fiil tecrübeyle, gözlemleyerek aktarılmasından hoşlanırım. Her insan aynı biçimde gülmez ve aynı biçimde ağlamaz. Her insan aynı anlama gelen kelimeleri dahi aynı şekilde söylemez. Ses tonu, nefes alışı, yetiştiği ortam, aldığı eğitim, bütün bunlar kelimenin kullanım biçimini, etkisini yani nitelik ve niceliğini etkiler. İki yaşında ufak bir çocuğun "ekmek" deyişiyle ergenlik çağında bir gencin "ekmek" deyişinin aynı olmadığı gibi. Evet her ikisi de ekmek istiyor olabilir ama biri ekmeği alabilme gücüne çok az sahipken genç olanın ekmek isteyişi; vermeseniz de ben alabilecek güçteyim ifadesine sahiptir. Kelimenin bir lafzı olduğu gibi mazmunu da vardır... Bütün bunlarla birlikte düşünüldüğünde ben yazıda yaşanılmış, içselleştirilmiş mazmunu görmek isterim. Tamam hikaye kurgu olabilir ama yazar ve kelimeler asla kurgu değildir...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder