19 Ağustos 2017 Cumartesi

Keşke otobüse binseydim...

Hemen oraya, merdiven ağzına dizlerini katlayarak; alaturka tuvalete çömer gibi duran dilencinin yere serdiği kartonda "kırılacak eşya" simgesi var. Kaç zamandır kullanılmaktan üzerine sıvanan kraft kağıdın yırtılmasıyla ortaya çıkan karton olukların üzerinde ise ayakkabı izleri... Yanında duran köpeğin sarkık dili ile dilencinin uzattığı eli sahneyi tamamlıyor; tam olgunlaşmış bir duruş "bize para ver" diyen...
Elimi cebime götürmeden yanından geçiyorum görmemezlikten gelerek. Genellikle dilencilere para vermem, çok nadir verdiğim. Metroya doğru ilerliyorum... Kenarda kurulu olan, -gördüğüm ilk günden beri oraya neden yapıldığını ise anlayamadığım- ucube bir çocuk oyun alanın sağından geçerken su satıcısının, susamış olma halimi anlar gibi gözlerime bakışını geri çevir mi yorum.
Bir su; bir lira...
Adamın üzerinde güneşten kurumuş terin izlerini taşıyan soluk, beyaz bir gömlek var. Cebin hemen üzerinde mavi renklerle yazılmış güvenlik yazısı... Adam gömleği bir güvenlikçiden almış yahut araklamış... ama sanmam... Gömleğin katlı kollarının kenarından ince ipler sarkıyor.
Su, metronun yürüyen merdivenlerine geldiğimde biter gibi oluyor... Aşağı iniyorum. Uzun metro koridorunun hemen baş tarafında... bir kaç dakikanın ardından gelen metroya biniyorum. İçerisi kalabalık. İranlı turistler var. Sanırım bunlar hava limanına gidiyorlar, ekonomik durumları iyi olanlardan. Tüccar olmalılar çünkü kullandıkları valizler birinci sınıf ve tıka basa dolu. Aileleri ile onların hem gezi hem ticaret için gelme ihtimali yüksek tabi muhalif kaçaklardan değillerse... Kapının hemen önünde duran beyaz kulaklıklı kız bana bakıyor. En fazla yirmili yaşlarda. Sağında duran kısa pantolon ve askılı penyeli kadın, bu kısa, anlık -kendi adıma gayri ihtiyari- bakışmadan rahatsız oluyor. Korkuyor ya da kadın sapık...
-Keşke otobüse binseydim...
bitti....

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder